19 Ocak 2010 Salı

Erken Karar ve Hüküm Verme Hastalığı


Fakir, köylü bir ihtiyârın dillere destan bir atı varmış. Oranın kralı, at için büyük bir servet teklîf etmiş, ama o satmaya yanaşmamış. Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylüler ihtiyârın başına toplanmış; “Bu atı sana bırakmayacakları belliydi, keşke satsaydın ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın” demişler. İhtiyâr, “Karar ve hüküm vermek için acele etmeyin. Sâdece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin kendi yorumunuz.” Köylüler kahkahalarla gülmüşler.


Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın çıkagelmiş. Meğer dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyârdan özür dilemişler ve demişler: “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması adeta bir devlet kuşu oldu senin için.” İhtiyâr demiş: “Karar ve hüküm vermek için yine acele ediyorsunuz. Sâdece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sâdece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyârın tek oğlu attan düşmüş ve bacağını kırmış. Köylüler ihtiyâra; “Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler.

İhtiyâr; “Siz erken karar ve hüküm verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Gerisi sizin yorumunuz. Ama acaba ne kadar doğru?”

Birkaç hafta sonra, düşmanlar büyük bir ordu ile ülkeye saldırmış. Kral son bir ümitle eli silâh tutan gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyârın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü mâtem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş. Köylüler, yine ihtiyâra gelmişler: “Yine haklı çıktın. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki de hiç köye dönemeyecekler.” “Siz erken karar ve hüküm vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var.

Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin talihsizlik olduğunu sâdece Allah biliyor.”

Meşhur bilge Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış:

Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı dâimâ karara zorlar. Çünkü gelişme hâlinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi aslâ sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.

1 yorum:

Aslıhan Duran dedi ki...

Çok etkileyici ve çok gerçek bir hikaye. Hayatımızda bu durumu sürekli yaşıyoruz ya da şahit oluyoruz. Buna rağmen son paragraftaki yorumu gerçekleştirmekten de geri durmuyoruz, akıl rahatsızlık duyduğu için kararlarda acele ediyoruz çoğu zaman. Paylaşımınız için teşekkürler. (urfatutkunu.blogcu.com)

Related Posts with Thumbnails